Yolbaşı köyünde kadim öncesine ait bir oyun; Lı’bıl hosa(Yüzük oyunu yazı ve video)

Yolbaşı köyünde kadim öncesine ait bir oyun; Lı’bıl hosa(Yüzük oyunu yazı ve video)

Yolbaşı köyünde kadim öncesine ait bir oyun; Lı’bıl hosa(Yüzük oyunu yazı ve video)

Televizyon denen ‘deccal’ aleti ve milyarlarca insanın peşinden koştuğu zamane ‘putu’, internetin olmadığı zamanlarda bitmezdi kış geceleri. Değerliydi zaman, insafsızca boş şeyler uğruna heba edilmezdi. Akşamları odun ateşiyle yanan üç ayaklı sobanın ön tarafından sıçrayan ateş  kıvılcımları, ‘makroh’ (konuşkan, şakacı) denilen misafirin habercisiydi. Eğer ardarda ve bol kıvılcım saçmışsa soba,  gelen misafirlerin kalabalık olacağı ve gecenin daha uzun olacağı ortadaydı.Gümbür gümbür yanan ve kızgınlığından kıpkırmızı kesilen sobanın üstüne  gecenin tadını damaklarda bırakacak ve olanlara şahitlik edecek  çayın suyu, demliğe çoktan konulmuştur bile.Soba yalancı çıkmaz,  gerçektende kalabalık bir misafir gurubu kapıya dayanmıştır. Hal hatır, hoşbeş, tarla, bağ bahçe derken buram buram kokan çay demlenmiştir.  Çocuklardan bazılarının uyku gözlerinden akmaktadır ancak  bu gece olacaklar kaçırılmayacak derecede önemli olduğundan, suyun uyandırma kuvvetinden de faydalanarak uyku  ertelenmektedir.  Çaylar ince belli bardaklara yavaş yavaş doldurulurken bu gece oynanacak oyuna da karar verilmiştir. ‘Lı’bıl Hosa’ ( Yüzük Oyunu).Sanılanın tam aksine yüzük oyununu çocuklar değil hepsi  de üçer, dörder  hatta daha fazla çocuk sahibi olan koca koca adamlar  oynayacaktır. Hemen evdekiler iki gruba ayrılır ve karşılıklı olacak şekilde iki saf halinde bağdaş kurarak oturulur. ( Oyun 6-7 kişiden oluşan iki ekip arasında oynanır. ) Herkesin parmakları kontrol edilerek oyuna adını veren en büyük taşlı ‘Hosa’ (yüzük) belirlenir . Her ekip kendine bir ‘Ras’ (başkan, ekip başı) seçer.( Ekipbaşı  oyunda son kararları vereceğinden ve oyunu konuşmaları ve şakaları ile renklendirecek kişi olacağından bu özelliklere sahip ‘makroh’ birisi olması gerekir.) Ekip başları seçildikten sonra ev sahibinin vereceği çarşaflarla her iki tarafın ayakları bele kadar örtülür. Oyuna hangi tarafın başlayacağı ‘tırra kıtıb’ (yazı tura) veya kura ile belirlenir. Yüzüğü saklayacak ekibin başı çarşafın altından teker teker arkadaşlarının ellerini yoklayarak yuzüğü avuçlarına koyuyurmuş gibi yaparak bunu birkaç tur devam ettirir. Maksat rakibin dikkatini dağıtıp onları kandırmaktır. En sonunda ekipbaşı heyecanlanmayıp, yüzüğün kendisinde olduğunu belli etmeyecek, soğuk kanlı bir arkadaşını seçerek yüzüğü eline bırakır ve eliyle dokunarak ona işaret verir. Sıra rakip ekiptedir.Rakip Ekipbaşı  karşı tarafta heyecanlanan,  yüz ifadesiyle yüzüğün kensinde olduğunu belli eden, rengi değişen veya terleyen birisi varsa hemen arkadaşlarıyla istişare ederek söz gelimi ‘Hesen puş’(Hasan boş-yüzük Hasan’da değil), ‘Ihseyn Puş’, ‘Hemmet Puş’, ‘Veysi ti telıa’ (Yüzük veysi’dedir yüzüğü çıkarsın) der. Tabi bunları yazıyla ifede etmek mümkün değil ekip başı konuşkanlığını ve şakacılığını da kullanarak oyuna renk vermektedir. Yüzüğü saklayan ekipbaşı ise diğer tarafa ‘ışşavartın’ (danıştınız mı? yani son kararınız mı?) bakın açacağım şeklinde sorar. Karşı tarafta eğer  ‘ışşavarna’ (danıştık, son kararımız )derlerse ve gerçekten yüzük söyledikleri kişideyse bu sefer  onları kararlarından vazgeçirmeye çeşitliblöflerle yüzüğün bulunmamasını sağlamaya çalışır. Yüzüğü bulacak ekip de her an karar değiştirip başka bir kişide yüzüğün olduğunu söyleyebilir. Sonunda birisinde karar kılınır ve çarşaf sıyrılarak avuçlar açılır. Yüzük doğru kişide ise el değiştirir ve rakibe geçer, saklama sırası onlardadır. Eğer yüzük bulunmazsa oyun tekrardan başlar kazanan taraf bir puan alır. Oyunu heyecanla seyreden çocuklar da kaptırmışlardır kendilerini . Tabi herkes babasının veya yakınının tarafını tutmaktadır . Kazananlar sevinir, kaybedenler bir sonraki oyun için umutlanır.Tazelenen demli çaylar yudumlanır muhabbetle. Kaybeden taraf hala hayıflanmaktadır. Yorumlar sürüp gider, taki ikinci oyun başlayana kadar. Sabahlara kadar usanmadan oynandığı olmuştur bu oyunun. On Beş veya Yirmi Bir puanı alan ekip kazanmıştır oyunu. Kaybeden ekipte  renk verip avucunda yüzüğü en çok yakalatan ‘na’ce’ (koyun), kazanan ekipte de en soğuk kanlı, yüzüğü hiç yakaltmayan oyuncu da ‘bıren’ ( koç) seçilir. Önceden alınmış bir kasa portakal veya bir kutu lokum-bisküvi veya çerez hep beraber afiyetle yenir. Bazen de kazanan ekip ikramdan rakibe yedirmeyerek kıskandırılır. ( Bu oyun düğünden bir gün önce damadın arkadaşları tarafından damadın evinde de oynanır. Bu durumda ikramı damat yapar.)Gece bu şekilde sonlanmıştır. Uyuyan çocuklar ‘hebboke’ (iki omuz arası) yapılıp ev sahibinden musaade istenir. Tabi bir başka gece başka bir oyunda buluşmak dileğiyle.Bazı okuyucuların, ‘bu oyunlar sayesinde de zamanın boşa geçirildiğini’ dediklerini duyar gibiyim ancak ben böyle düşünmüyorum. Çünkü bu oyunlar ailelerdeki sevgi, muhbbet ve dostlukları artırırdı. Birbirleri ile nitelikli zaman geçirirlerdi. Ancak zamanımızda televizyon ve internet yüzünden birbiriyle muhabbet edemeyen aileler, anne babalar, çocuklar çoğalmakta ve gittikçe yalnızlaşmaktadırlar.

Not:  Sevgli okuyucular, yüzük oyununu hatırladığım kadarıyla yazdığım için eksiklikler veya fazlalıklar olabilir. Bu konuda yorumlarınız bekliyorum.

Yazar:Mahsum Altun
Video:M.Şerif Özdemir
www.mahallemi.net
Not:Her hakkı saklıdır.Kaynak gösterilmeden yayınlanamaz !