Ramazan İklimi

Ramazan İklimi

İlahî kelam der ki: “Göklerde ve yerde her ne var ise O’na teslim olmuşlardır.” Aslında her Ramazan bu ilahî fermanın bir tefsiridir. Ramazan ilahî bir gündem olarak varlık alemine gelir ve iklimi ile tüm varlığı etkisi altına alır. Kimi o iklime isteyerek teslim olur; hazırlık yapar, on bir ayın sultanını hoş etmeye çalışır. Kimi de ona istemeyerek teslim olur; bir an önce bitmesini ister, her ne kadar bunu açıkça söylemese de hayatı ile bunu izhar eder. Peki böyle yapmak ile ne kazanır? Elbette ki hiçbir şey! Hatta bu ihsan-ı ilahiyyeye nankörlük ettiği için kınanır, cezaya müstehak olur.

Taberani’nin el-Mu’cemu’l Kebir’in de şöyle bir hadis geçer: Sahabe diyor ki: Efendimiz (a.s.) hutbe vermek için minbere çıkıyordu. Baktık ki her basamak da birazca duruyor ve yüksek ses ile amin diyerek diğer basamağa çıkıyordu. Üç kez böyle yaparak minbere çıktı, hutbesini verdi ve aşağı indi. Biz hemen yanına koştuk. İlk kez Efendimiz’den gördüğümüz bu eylemin hikmetini öğrenmek istedik, dedik ki: Ya Resullulah neden bugün minbere çıkarken böyle davrandınız? Dedi ki: Bugün minbere çıkarken Cibril bana eşlik etti. Birinci basamakta geldi ve bana dedi ki: “Ana ve babası yada onlardan biri yanında ihtiyarlar da o adam bu fırsatı iyi değerlendirmez, onlara iyi davranıp mağfireti kazanacağı yerde onlara kötü davranırsa o adama yazıklar olsun, Allah o adamın burnunu yere sürtsün.”Bende bu söze amin dedim. İkinci basamakta da geldi ve dedi ki: “Bir yerde senin adın anıldığı halde sana saygı göstermeyen selat ve selam ile sana bağlılığını dile getirmeyen adamın Allah burnunu yere sürtsün.” Bende yine amin dedim. Üçüncü basamakta da geldi ve dedi ki: “Ramazan ayına varmış, ama bu ayı hakkıyla idrak edememiş, mağfiret ve tevbe imkanını kullanamamış adamın Allah burnunu yere sürtsün.”

Bende bu temenniye de amin dedim.

Cibril’in dile getirdiği bu üç ayrı sözün ortak bir paydası vardır. Bu payda kısmen külfet gibi gözüken bu sorumlulukların tam anlamıyla yerine getirilmesi durumunda, insanın nasıl af ve mağfirete mazhar olduğunu haber vermektedir. Bu üç şeyden konumuzla alakalı olan Ramazan’ı hakkıyla idrak edebilme, mağfiret ve tevbe imkanlarını kullanarak Allah ile olan bağın güçlü bir hale getirilmesi çok önemlidir. Şurası unutulmamalıdır ki; Rabbimiz bizden günah işlememeyi değil, işlenen günahtan pişmanlık duyup arınmayı istemektedir. Her günah insanın kirlenmesine, her istiğfar ise insanın arınmasına vesiledir. Kirlenmemek ancak kirden münezzeh olana, arınmak ise yazgısı kirlenmek olanlara özgüdür. Dolayısı ile insan kirlenmemekle değil, arınmakla mükelleftir.

Kur’an insanın kirlenmesinden yani günaha bulaşmasından dolayı şu üç ismi kazandığını belirtir. Bu üç isim işlediği günahın boyutuna göre zalim, zalûm ve zallamdır. Günah ile kirlenen insan işte bu üç isim ile nitelendirilir. Peki insanın bu üç durumuna karşı arındırma makamı olan ve her türlü kirden münezzeh olan Allah nasıl karşılık verir.? Allah kulunun bu üç ismine kendi üç ismi ile karşılık verir ve adeta der ki: Eğer sen bir günah işler zalim olursan unutma ki o günahtan yüz çevirirsen ben Gafir’im, seni afederim. Eğer sen o günahı işlemede ısrar edersen ve bu ısrarınla zalûm olursan ama yinede bu günahtan pişman olur yüz çevirirsen işlediğin günah ne olursa olsun ben Gafur’um, seni bağışlarım. Yada sen günah işlemeyi kendine meslek edinecek kadar çokça işler ve zallam olursan, ama bir gün gelir de bu günahların hepsinden pişman olur yüz çevirirsen işlediğin günah ne kadar çok, ne kadar büyük olursa olsun ben o günahlara karşı Gaffar’ım, işlediğin tüm günahları örter, onları yok sayarım. Ben kulum işlemedi, yapmadı desem kim aksini iddia edebilir ki…

İşte insan günahı kendine meslek edinmiş bir varlık iken, insanı yaratan ve insanı çok iyi tanıyan Allah ise mağfireti kendine meslek edinmiştir. O, affa ve bağışlamaya adeta bahane aramaktadır. Her fırsatta kuluna bu yönünü hatırlatan Allah az bir gayret ile nasıl karşılıklar vereceğini dile getirmekte, bire on, bire yüz, bire yedi yüz, belki bire binler sevap vererek rahmetinin boyutunu bizlere göstermektedir. Zaten Ramazan bile O’nun mağfiret sıfatının tezahür etmesi için insanlığa sunulmuş bir fırsat değil mi? Af etmeyi kendisine meslek haline getirmeyen, af etmek için bahane aramayan ne diye Ramazan’ı varlık alemine ihsan etsin ki?

O halde bu ilahî fırsatı değerlendirip, arınmak için tüm hayır kapılarını zorlamak her akıl sahibinin yapması gereken bir iştir.

Ya Rabbi! Ne olur bize akıl ver.(amin)

Muhammed Emin YILDIRIM